Unutma Dersleri – Nermin Yıldırım

“İşin doğrusu, benimki de o bildik hikâyelerden biriydi. Kli­şenin dibine vurmuş bir yasak aşk hikâyesi. Ama işte, insan­lık tarihi nicelerini görmüş olsa da naçiz varlığım için ilkti. Sizin için yeni olan, dünya için de öyledir. Zira dünyanızın hudutları kalbinizin ebadıyla ilgilidir.”

Nermin Yıldırım’dan okuduğum ikinci kitap Unutma Dersleri. İlk okuduğum ve etkilendiğim kitabı “Dokunmadan” kadar etkileyici, sürükleyici ve şaşırtıcı bir yapıt. Kendisinin de söylediği üzere dünyanın en klişe hikayesinden yine mükemmel bir eser yaratmış Nermin Yıldırım.

Aşk acısıyla boğuşan Feribe, acı veren tatlı hatıralarından kurtulmak için soluğu Mazi İmha Merkezi’nde alır. Ne var ki burada verilen unutma dersleri ve her hafta yapmak zorunda kaldığı ödevler, hayatını büsbütün allak bullak edecek, kahramanımız bir yandan sabık sevgilisini unutma yolunda ilerlerken bir yandan da aklının köşesinden bile geçmeyecek maceralara sürüklenecektir. Bu şekilde ifade edilmiş arka kapakta.

Dokunmadan adlı kitabında olduğu gibi yine mutsuz, hayattan bıkmış, asosyal ve depresif bir karakter var karşımızda, Feribe… Feribe’yi zaman zaman yargılasa da ilerleyen sayfalarda yaşadıklarına şahit oldukça anlıyor, kendini yerine koyuyor, onunla acı çekiyor, kırıkları onarmaya çalışıyor insan. Yer yer mizahi bir dille de anlattığı hikayesinde acısıyla ve kendiyle de dalga geçebiliyor Feribe. “Sen bu hallere düşecek kadın mıydın Feribe” diye söylenirken bir yandan da iç sesiyle, kendisiyle sürekli bir mücadele halinde. Sevmediği bir işi, girdiği her türlü bunalıma rağmen anlayış abidesi kocası ile gittikçe sıkıldığı ve sıkıştığı hayattan intihar dahil bir sürü seçenekle kafası sürekli meşgul olan Feribe, tesadüfen öğrendiği Mazi İmha Merkezi’ne (MİM) başlangıçta sadece meraktan sonrasında bir tutku ve alışkanlıkla devam ediyor. Bu süreçte ayrılık acısı hafiflese de geçmişinde gömdüğü ve tekrar yüzleşmek zorunda kaldığı sırlar ve gerçekler karşısında yaşadıkları,duyguları hafif distopik bir kurguyla anlatılmış.

Nermin Yıldırım’ın kendine has bir dili var, aralarda Osmanlıca, eski Türkçe kullanmayı seviyor, kelimelerle, deyimlerle oynamakta da usta. Aşırı tasvir, betimleme olmamasını seviyorum açıkçası, bunun yanı sıra metafor ve benzetmeleri de harika.

“Asıl imkansız aşk, hayatla aramızdaki.”

“Anladım, dedim. Sadece o kadarını diyebildim. Bazı acıların çünkü, cümlesi olmaz. Sözcükler, kimi manaların yükünü kaldıramaz.”

“Asıl bencilce olan depresyondur. Bencilcedir, çünkü sahibini ve yaşadıklarını dünyanın merkezinde tutar. Açlar, hastalar, savaşlar, depremler, tufanlar bile önemini kaybediverir.”

“Bir kere, kırılmış kalbin öcü zinhar alınamıyordu. Çünkü başka bir kalbi kırmak, öbürünü tamire yaramıyordu.”

“Güzel ama yanlış bir ihtimal, tadını yitirmiş doğrudan evladır çoğu zaman.Bir yanlışı, sırf güzel olduğu için sevebilir insan.i

“Ama hayat zaten genel olarak planların tıkır tıkır işlediği bir şetaret fabrikası sayılmaz,değil mi?Siz planınızı yaparken o da kendininkini yapar.Nihayetinde kazanan hayat kaybeden siz olursunuz.Kul kurar,felek güler derler.Hayatla felek sıkı dosttur,birlik olup sizi düşman bellerler.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir